Lahey Sözleşmesi Kapsamında Çocuğun İadesi Süreci

36

Uluslararası çocuk kaçırma vakalarında uygulanacak hukuki çerçeve, 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi ile belirlenmiştir. Türkiye’nin taraf olduğu bu Sözleşme, velayet uyuşmazlıklarını çözmeyi değil; çocuğun mutat meskenine derhal iadesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Lahey Sözleşmesi uyarınca “çocuğun iadesi”, velayet hakkının kime ait olduğunun tespiti anlamına gelmemekte; çocuğun hukuka aykırı olarak götürüldüğü veya alıkonulduğu ülkeden, mutat meskeninin bulunduğu ülkeye geri gönderilmesini ifade etmektedir. Bu yönüyle iade süreci, esas velayet davasından bağımsız ve öncelikli bir yargılama konusudur.

Sözleşme kapsamında bir çocuğun iadesine karar verilebilmesi için; çocuğun 16 yaşından küçük olması, mutat meskeninin bir sözleşmeci devlette bulunması ve çocuğun, velayet hakkını fiilen kullanan ebeveynin rızası olmaksızın başka bir devlete götürülmüş veya orada alıkonulmuş olması gerekmektedir.

İade talebi, merkezi makamlar aracılığıyla veya doğrudan yetkili mahkemelere başvurularak ileri sürülebilmektedir. Türkiye’de bu görev, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. İade davalarında, çocuğun üstün yararı ilkesi gözetilmekle birlikte, esas inceleme çocuğun mutat meskeninden hukuka aykırı şekilde uzaklaştırılıp uzaklaştırılmadığı noktasında yapılmaktadır.

Lahey Sözleşmesi, bazı istisnai hâllerde iade talebinin reddine imkân tanımaktadır. Bunlar arasında; iadenin çocuğu ciddi bir fiziksel veya psikolojik tehlikeye maruz bırakacak olması, çocuğun yeterli olgunluğa erişmiş olup iadeye açıkça karşı çıkması ve başvurunun hukuka aykırı götürülmeden itibaren uzun bir süre sonra yapılması gibi durumlar yer almaktadır. Bu istisnalar dar yorumlanmakta olup, iade talebinin reddi istisnai niteliktedir.

Çocuğun iadesine ilişkin yargılamalar, süratle sonuçlandırılması gereken davalar arasında yer almakta olup, geçici tedbirler ve koruyucu önlemler alınarak çocuğun sürecin olumsuz etkilerinden korunması amaçlanmaktadır.

Sonuç olarak, Lahey Sözleşmesi kapsamında yürütülen çocuk iadesi süreçleri; uluslararası boyutu, hassas dengeleri ve çocuğun üstün yararı ilkesi nedeniyle özel bir hukuki uzmanlık gerektirmektedir. Bu süreçte yapılacak hukuki değerlendirmeler, yalnızca ebeveynlerin haklarını değil, aynı zamanda çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini doğrudan etkilemektedir.